İbrahim Baştuğ'la yeni şiir kitabı Kavis üzerine konuştuk.

İbrahim Baştuğ'la
Kavis Üzerine

SÖYLEŞİ: KADİR AYDEMİR

Kavis, yeni şiir kitabınız. Köz ve Kül'den son derece farklı diyorsunuz bir açıklamanızda. Bu farkı biraz açar mısınız, nedir sizce temel olarak üç kitabın yol ayrımı?

Aslında farklı olan Köz ve Kül. Kavis dahil ötekilerden farklılar. Kavis beşinci şiir kitabım ama Can Yayınları'nın 2000 yılında yayımladığı Köz, bir yıl sonra çıkan Kül'le birlikte daha çok biliniyor. Yayınevi farkı olsa gerek! İlk iki kitabım Ankara'da yayımlanmıştı. Bu anımsatmayı şunun için yaptım: Kavis, ilk iki kitabıma daha yakındır. Belki şöyle söylemek daha doğru; Köz ve Kül, hem biçim (her ikisi de dörtlüklerden oluşur) hem de içeriğinin geleneksel şiirimizle kurduğu akrabalık bakımından öteki kitaplarımdan farklıdır. Bu iki kitap, divan ve saz şiirini modern bir bakışla özümsemenin ürünü. Uzun yıllar, kendi şiirimi özgün kılma çabasıyla uzağında durduğum geleneksel söyleyişten aslında kaçamadığımı, kuracağım özgün şiiri geleneğe rağmen kurmam gerektiğini anlamıştım. İlk iki kitabımla son kitabım ise birbirine daha yakın bir biçem sergiler. Hatta İpteki Kareler adlı kitabım, tıpkı Kavis gibi kitap boyunca uzayan bir "nehir şiir"dir. Can Yayınları yakında İpteki Kareler ile ilk kitabım Çalınmış Kuyuları Babil'in'i yeniden basacak. Beni Köz'den sonra okumaya başlayanlar da böylece öteki kitaplarıma ulaşma olanağı bulacak.

Kavis'teki kimi şiirlerinizde 80 sonrası politik ortamın şiire kattığı sözcükler, izlekler var. Kendi şiirinizin beslenme kaynakları arasında yer alıyor mu yaşadığınız coğrafya ve tarih? Şiirinizin ana beslenme kaynaklarından söz eder misiniz bize?

Zihnimde belli bir ideolojik dizgeye oturmayan hiçbir şey girmiyor şiirime. Şiirle felsefenin akrabalığı irdelenir ısrarla ama bana göre şiir ideolojiktir. Çünkü "anlam" ideolojiktir. Kimse gündelik hayatını bir felsefi disipline uyarlayamaz ama en bilinçsizce geçirildiği sanılan gün bile bir ideolojiye göre konumlanmıştır. Şiiri felsefeye akraba göstermek isteyenler onu yücelttiklerini sanıyorlar; ne yanılgı! Hayat neyse şiir odur; hayatınızı ne kadar idealize edebilirsiniz? "Şizofrenik şiir" yazmıyorsanız tabii... Ama hayatınızı biçimlendirmeye, gününüzü kotarmaya çalıştığınız bir yönseme, bir davranışlar ideolojisi sinmiştir her adımınıza. Sonuç olarak; içinde yaşadığım coğrafya ve tarih tabii ki besler şiirimi... Ama başta da belirttiğim gibi; zihnimde belli bir ideolojik dizgeye oturarak.

Edebiyat dergilerinde fazla şiir yayımlamıyorsunuz, kitaplarınızla çıkış yapıyorsunuz daha çok…

Yılda bir yayımlanan YeşilAtlas'ın son sayısında kısa bir şiir yayımladım. Editörlerinden olduğum Atlas'ın yan ürünü bu doğa dergisi hazırlanırken, kışkırtıldığımı hissettim. Derginin mesajına bir katkım olsun istedim. 2003'ü bunun dışında Kaçak Yayın'daki söyleşimle yayımlanan üç şiirle kapadım ki bu bir rekor. Önceki yılı B(aşk)A'da yayımlanan tek şiirle kapamıştım. Şuraya geleceğim; mutfağına uzak olduğum dergiler beni çekmiyor sanırım. Edebiyat dergiciliği yaptığım Ankaralı yıllarımda hep kendi dergilerimde yayımladım şiirlerimi. Pek çok dergiyi izliyorum ve açıkçası içimden şiir göndermek gelmiyor. Dergilerin yayın periyodu gereği, nitelik seviyesini korumakta zorlanmalarının da payı var belki bunda. Bazen sayfa faaliyeti olmaktan ileri gidemiyorlar. Tabii bu arada dergilerin de benim şiirimi yayımlama konusunda sırada beklediklerini düşündüğüm sanılmasın! Bir de klik yönü var dergilerin!

Doğa, şiirinizde kendini yer yer gösteriyor. Toprak, papatya, rüzgârlar… Doğa güçlü bir şiir sözcük ırmağı olmalı sizin için sanırım?

Doğa şiirime girmişse bu, bir ölüdoğa resmi gibi olmamıştır. Belli bir dönüşümle vardır benim şiirimde. Salt bir doğa? Hayır yaşamda salt kendisi olan hiçbir şey yoktur. Tanımı değişmeyen birey, tanımlanmış toplum, salt sevgi, salt kötülük olmadığı gibi. Pastoral kır şiirini çağrıştırmaması koşuluyla kabul edebilirim doğanın şiirime kaynak olmasını.

Kavis, beşinci eseriniz. Beş kitap, bir şair için şiirini tamamen geliştirdiği, değiştirdiği bir dönüşüm noktası olmalı? İlk kitabınızdan bugüne ardınıza baktığınızda neler düşünüyorsunuz?

İkinci kitabım İpteki Kareler mart ayında yeniden yayımlanacak. Dokuz yıl geçmiş ilk baskının üzerinden. Yayına hazırlarken kimi müdahalelerden alıkoyamadım kendimi. İçerik açısından tek harf değişmedi ama biçimsel olarak son kitabım Kavis'e benzedi. Gerçi bir benzerliği fark ettim demek daha doğru olur. Her iki kitap basbayağı tirelemeli falan düzyazı biçimli bölümler de içeriyor, dize kırmalı bölümler de. Ne ki İpteki Kareler'de hiç büyük harf kullanmamışım. Şimdi gereksiz bir biçimsellik gibi geliyor bana. Nitekim Köz'den beri oturan biçime taşıyacağım tüm kitaplarımı. İlk kitabımda da küçük harf eğilimi var, o da değişecek yeni basımda. Tüm kitaplarımdaki ortak biçimi öne çıkaracak bu. O da şiirde biçimi anlama göre düzenlemek. Yani baştan beri şiirimde varlığını gördüğüm; anlamsal bütünlüğün değiştiği yerde noktayı koyup, dizeyi bir alt satıra geçmeden devam ettirmek. Düzyazı eğilimi bunu zorluyor zaten. İlk kitabımın (Çalınmış Kuyuları Babil'in) ikinci baskısını ilk baskısından sekiz yıl sonra yapmış, ilk baskıdaki zorlama biçim oyunlarından arındırmıştım daha 1997'de. Şimdi küçük harf fetişinden kurtulduğumu görüyorum.

Kavis bir oyunun bitişi mi? Bundan sonra İbrahim Baştuğ şiir yaşamına nasıl devam etmeyi, neler yapmayı planlıyor?

Kavis'in son ara başlığı "Oyun Bitti"ye yapılan bir gönderme tabii bu. Kavis çok uzun süreçte yazılan bir şiir. Arkadaşlarım onu bitiremeyeceğimi söylerdi. Sanırım o dosyanın yakın toplumsal geçmişimizle, bireysel öykümle kurduğu nazik dengeden kaynaklanıyor. Kavis'in özgünlüğü, dert edindiği bu toplumsal bilinçaltı ve şairinin 1970'lerden devraldığsı şiir dilini 2000'lere taşıması sanırım. Bundan sonrası içinse şunu söyleyebilirim: Yine doğru bildiğim yolda tek başıma, yine moda olanın dışında, içimdeki şiirin peşinde...

2003

(Kadir Aydemir, Mevsimsiz, Şubat 2004)

 

 

2015İBRAHİMBAŞTUĞ
postaWordpressBloggerfacebooktwitterinstagram
Anasayfa

Anasayfa